Fransız yönetmen Marine Atlan, ilk uzun metrajlı kurmacası La Gradiva’yı 71 Seminci’de İspanya prömiyeriyle tanıttı.
Cannes sonrası Valladolid’e geldi
Fransız görüntü yönetmeni, yönetmen ve senarist Marine Atlan, Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nın büyük ödülünü kazanan ilk kurmaca uzun metrajı La Gradiva ile Valladolid’e geldi. Film, 71 Seminci’de Altın Başak için yarışıyor.
Napoli ve Pompeii’ye yapılan bir bitirme gezisi etrafında kurulan yapım, günümüz Fransız gençliğinin isteklerini ve tereddütlerini görünür kılan kuşak portresi olarak öne çıkıyor. Atlan, filmin çıkış noktasının gençlerin dünyasına içeriden bakmak olduğunu anlattı.
İki yıllık seçme süreci
La Gradiva’da bir grup Fransız ergenin İtalya’ya yaptığı okul gezisi takip ediliyor. Atlan, filmde yer alacak oyuncuları bulmak için iki yıl süren bir seçme süreci yürüttüğünü söyledi.
Yönetmen, okul binalarında ve gösterilerde arayışa girdiklerini, deneyimli oyuncular istemediğini belirtti. Amacının, farklı açılardan çekildiğinde başka şeyler anlatabilecek, hem tanıdık hem de yabancı yüzler bulmak olduğunu ifade etti.
Atlan’a göre bu topluluk içinde her oyuncunun güçlü yanını görünür kılmak da önemliydi. Çekimler sırasında ortaya çıkan bu “takımyıldızdan” karakterlerin birlikte nasıl davrandığını keşfettiğini aktardı.
Dört saatlik kurgu denemesi
Filmin en büyük zorluklarından birinin kurgu aşaması olduğunu anlatan Atlan, çok sayıda malzeme çektiklerini ve toplu, uzun sahnelerin ağırlıkta olduğunu söyledi. İlk kurgu versiyonunun dört saat sürdüğünü belirtti.
Yönetmene göre asıl mesele, her karakteri kaybetmeden bu toplu hikâyeyi anlatmak, alt metinlerin, sessizliklerin ve sapmaların ortaya çıkmasına izin vermekti. İlk bir buçuk saatin özellikle zor geçtiğini, çünkü gerçek mekânların sunduğu doğallık içinde karakterlere yakın kalmakla aralarındaki dinamiği gözlemlemek arasında bir denge kurmaları gerektiğini anlattı.
Dramaturji devreye girdikten sonra filmin yapısının değiştiğini, daha fazla uzun planın kullanıldığını ve anlatının giderek trajik bir tona büründüğünü söyledi.
Pompeii’de zaman ve ölüm duygusu
La Gradiva adını, Roma dönemine uzanan bir kabartmadan ve bu figürün 20. yüzyıl başında Willhelm Jensen’in romanı ile Sigmund Freud’un daha sonraki çözümlemesiyle yaygınlaşmasından alıyor. Atlan, bu unsurların filmde bir araya geldiğini ancak yapımın yalnızca bir uyarlama olmadığını vurguladı.
Yönetmene göre kabartmaya takıntılı bir arkeoloğun öyküsü, bir imge etrafında kristalleşen şeyleri, kaçıp giden hayaletleri ve anıları düşündürüyor. Bu çerçeve, başkarakter Toni’nin yolculuğuna da bağlanıyor.
Pompeii’de çekim yapmak, Atlan için zamanı kendi doğasında görünür kılan bir alan anlamına geldi. Vezüv’ün varlığının ölüm ve yeniden inşa fikrini çağırdığını, bu karşıtlıkları belgesel bir yaklaşımla kaydetmek istediğini söyledi. Mekânı bir ay önce inceleyerek alanı gözlemci bir bakışla çalıştığını da ekledi.
Rossellini etkisi ve gençlik politikası
Atlan, bu yerde Roberto Rossellini’nin bıraktığı sinema mirasının da güçlü biçimde hissedildiğini anlattı. Te querré siempre ile Pompeii’yi sinema tarihinde kalıcı biçimde kayda geçiren Rossellini’nin izinin, Toni karakterinin gündelik görünen ama romanesk tarafında da hissedildiğini söyledi.
Yönetmen ayrıca filmi sosyolojik bir bakışla gençliği politize edilmiş haliyle göstermek istediğini belirtti. Fransız gençliği söz konusu olduğunda çok özel bir bağlamdan söz edildiğini, bir gün önce sokaklarda 80,000 kişinin gösteri yaptığını hatırlattı.
Okul gezisi sırasında bunu yerinde gözlemlediklerini söyleyen Atlan, gençlerin ırkçılık, feminizm ve sınıf farklarını hesaba katan kesişimsel bir perspektifle açık politik talepler geliştirdiğini ifade etti. Ona göre film, kriz içindeki gençliği gösterse de geleceğe dair umudu da koruyor.
Atlan, yaşanan dönemi “alacakaranlık” bir zaman olarak tanımladı ve dünyanın sonu tehdidinin sürekli hissedildiğini söyledi. Buna karşın sokaklarda bir devrim hareketi, yaşama arzusu ve gençlerin geleceğe yönelme ihtiyacının da var olduğunu belirtti.



